Müzikent Makaleler / Röportajlar Etnomüzikoloji - Tarih ve Edebiyat İlişkisi

Etnomüzikoloji - Tarih ve Edebiyat İlişkisi

Etnomüzikoloji - Tarih ve Edebiyat ?li?kisi

     G?R??                                                                                                    Günay Günayd?n

     Do?a Bilimleri ve ?nsan Bilimleri hem kendi içlerinde, hem de birbirleriyle do?rudan ya da dolayl? olarak ili?kilidirler. Ancak, bilim dallar?n?n çok az? Etnomüzikoloji kadar di?er bilimlerle do?rudan ili?kilidir. Bunun nedeni, Etnomüzikoloji ?emsiyesi alt?nda bulu?an Etnoloji ve Müzik kavramlar?n?n, di?er bilim dallar?yla çok s?k? ili?ki içerisinde olmas?d?r. Sosyoloji, antropoloji, psikoloji gibi insan bilimleriyle yak?nla?madan etnoloji çal??malar? sa?l?kl? olarak yürütülemez. Özellikle müzik, hem do?a hem de insan bilimleriyle ili?kili olmak durumundad?r. Müzi?in; sosyal, psikolojik ve ekonomik organizasyon özelliklerinin yan? s?ra, bir de fiziksel özelliklerinin bulundu?u dikkate al?n?rsa söylenmek istenen daha net olarak anla??lm?? olur. Bu durum özellikle geleneksel müziklerde daha yo?un olarak görülmektedir.

     Geleneksel müzikler anlam?n?, içerisinde yo?rulup, biçimlendi?i ve beslendi?i kültürden al?r. Her kültür, geçmi?ten bugüne getirmi? oldu?u tüm manevi birikimini geleneksel müzi?ine aktar?r. Sözünü etti?imiz manevi birikim kendisini, dünyan?n her bölgesinde yaln?zca geleneksel müzikle de?il, tarih ve edebiyatla da gösterir.

      Yurdumuzda etnomüzikolojiyi meslek edinmi? ki?iler, öncelikle Osmanl?cay?, Osmanl?can?n dil özelliklerini ve eski yaz?y? çok iyi derecede bilmelidirler. Tarih ve edebiyata ili?kin eski kaynaklar? anlay?p, çözümleyebilmenin temel ko?ulu budur. Çünkü özellikle siyasi ve askeri tarih bilgisi, etnomüzikolo?un çal??malar? için yeterli olmayacakt?r. Osmanl?’da sosyal ve gündelik ya?am?n nas?l oldu?unun tam anlam?yla bilinebilmesi için eski kaynaklar?n taranmas? ve incelenmesi gerekmektedir.

     Ayn? durum edebiyat için de geçerlidir. Asya ve Arap dünyas?n?n kültürüyle harmanlanan edebiyat?m?z, etnomüzikoloji çal??malar? için az?msanmayacak kaynaklara sahiptir. Türk Halk Edebiyat?’nda, Geleneksel Türk Sanat Müzi?i’nde ve Türk Halk Müzi?i’nde, gündelik ya?ama ili?kin bilgi k?r?nt?lar? bar?nd?ran çok say?da eser vard?r. Dolay?s?yla tarihçiler ve edebiyatç?lar için de etnomüzikoloji alan? ara?t?r?lmas? gereken bir önemli kaynak durumundad?r. ?yi bir Osmanl?ca bilgisiyle say?s?z kaynak, metin, ?iir ve dolay?s?yla güfte çözümlemesi yap?labilir. Ayr?ca; Divan Edebiyat?’ndaki aruz bilgisinin, sözlü Geleneksel Türk Sanat Müzi?i eserlerindeki bozulmalar? ve yanl??l?klar? saptay?p, düzeltmede, anahtar rolü üstlenebilece?ini unutmamak gerekir.

     Asya’dan Anadolu’ya uzanan çizgide, Türk kültürünün ne gibi bile?imlere, de?i?imlere, geli?imlere u?rad???n? ve sonucun müzi?e nas?l yans?d???n? anlayabilmenin yolu öncelikle, tarih ve edebiyat bilgisinden geçmektedir. Bu konuyu, okurlara bilimsel aç?dan anlatabilmenin çe?itli yollar? bulunmaktad?r. Biz, ak?lda kal?c?l??? sa?layabilmek amac?yla y?llardan beri anlamadan ya da bilmeden dinledi?imiz eserlerin güftelerindeki incelikleri ve donan?ms?z bir etnomüzikolo?un dü?ebilece?i trajikomik durumlar?, örneklerle ele alma yolunu tercih ettik.

 

GELENEKSEL MÜZ?KLER?M?Z?N GÜFTELER?N?, TAR?H VE EDEB?YAT B?LG?LER? YARDIMIYLA NASIL ÇÖZÜMLEYEB?L?R?Z

     Hem Halk Müzi?imizde hem de Geleneksel Türk Sanat Müzi?imizde icra edilen, bir Rumeli türküsü vard?r. Makam? Hicaz, usulü Türk Aksa?? olan türkünün güftesinin ilk bölümü ?öyledir:

 

Mayada?’dan kalkan kazlar

Al topuklu beyaz k?zlar

*

                                             Yârimin yüre?i s?zlar

E?lenemem aldanamam

*

Ben bu yerlerde duramam

Vardar ovas? Vardar ovas?

                                             Kazanamad?m s?la paras?

    

     Osmanl? döneminde kad?nlar, vücut hatlar?n?n görünmesi günah oldu?undan, çar?afla soka?a ç?karlar, ayaklar?na da genellikle terlik giyerlerdi. Zavall? erkekler de k?zlarda görebilecekleri tek yer olan ayaklara, ayak bileklerinin inceli?ine, topuklara bak?p iç geçirmekten ba?ka bir ?ey yapamazlard?. Han?mlar da bunu bildiklerinden, ayaklar?na ve topuklar?na ayr? özen gösterir, nas?rla?m?? topuklar?n? ponza ta??yla ta?lamaktan kan k?rm?z? hale getirirlerdi. O eski zaman?n makyaj anlay???n?n bir parças?yd? bu al??kanl?k. K?z?n ba?ka yerlerini görmek görevi de o?lan anas?na aitti. K?z? hamamda görmek, ba?tan aya?a süzmek, konu?mas?na, edebine bakmak, bir sakatl??? olup olmad???na emin olmak ve o?luna lay?k m? de?il mi anlamak! ??te türkünün ikinci dizesinde geçen Al Topuklu deyiminde anlat?lmak istenen budur.

     ?imdi de Hüzzam makam?nda, Aksak usulünde bir ?stanbul türküsüne bakal?m:

 

 

Yan?yor mu ye?il kö?kün lambas?

Hiç bitmiyor ?u gönlümün kavgas?

Benim yarim k?rm?z? gül goncas?

Ay gibi parlak, gül gibi do?an?m geliyor

Cepkeni k?rmal?, saçlar? s?rmal?m geliyor

    

     Osmanl? Padi?ah? Fatih Sultan Mehmet’in (1432-1481) koydu?u ve Fatih Kanunnamesi olarak bilinen kanunnameye göre, Türkler ve az?nl?klar ayr? renklere boyanm?? evlerde oturmak zorundayd?lar. Bu kanuna göre: Türkler k?rm?z? ya da koyu sar?ya boyanm?? evlerde oturacaklar; saraydan olanlar?n evleri kahverengi, Ermenilerin gri, Yahudilerin sar?, Rumlar?n da koyu ye?il olacakt?. Yukar?da güftesini yazd???m?z ?stanbul türküsünün ilk dizesindeki Ye?il Kö?k vurgulamas?, delikanl?n?n, ye?il kö?kte oturan bir Rum k?z?na â??k oldu?unu ve bu türküyü k?za yakt???n? dü?ündürmektedir.

     Ayr?ca Fatih Kanunnamesine göre; Vezir-i Azam aç?k ye?il, ?eyhülislam ve di?er din adamlar? koyu mavi, ulema mor, mabeyincilerse k?rm?z? renk k?yafet ya da kaftan giyeceklerdi. Az?nl?k halk?ndaysa yasa ?öyleydi: Rumlar mavi sar?k, siyah çizme; Yahudiler sar? sar?k, aç?k mavi çizme; Ermeniler sar? sar?k, k?rm?z? çizme giymek zorundayd?lar. Geleneksel müziklerimizin güftelerinde sar? cepkenli, al kaftanl?, kara çizmeli, al çizmeli, sar? sar?kl? gibi s?fatlar?n çok kullan?ld???na dikkat edilirse bu bilgilerin, söz konusu güfteleri özümsemek için ne kadar gerekli oldu?u daha iyi anla??lacakt?r.

     Hemen ço?umuzun bildi?i, U??ak makam?nda, Aksak usulünde ?irin bir ?stanbul türkümüz daha vard?r. Güftesinin ilk bölümü ?öyledir:

Yang?n olur biz yang?na gideriz

Düz ovada keklik gibi sekeriz

Yoku?larda ?ahin olur uçar?z

Sand?k sand?klar içinde çok ?an?m?z var

Hazret-i Allah’a yalvarmam?z var

    

     Osmanl? ?mparatorlu?u’nda ?stanbul’da yang?n söndürme örgütüne Tulumbac? Oca?? denilirdi. Yo?un ah?ap yap?la?ma ve ço?u semtteki biti?ik düzen uygulamas? sonucunda, s?k s?k ç?kan yang?nlar k?sa zamanda yay?lmakta ve ?stanbul’da y?k?ma neden olmaktayd?. Tulumbac? Oca?? bu duruma önlem al?nmas? amac?yla kurulmu?tu. Frans?z as?ll? Gerçek Davut (?-1733) isimli bir uzman yang?n s?ras?nda kullan?lmak üzere kuyudan su çekebilen bir tulumba geli?tirdi. Yang?n Tulumbas? denen bu ayg?t, bir sand?k içine yerle?tirilir, dört ya da alt? ki?i taraf?ndan omuzda ta??n?rd?. Yeniçeri Oca??’na ba?l? Tulumbac? Oca?? böyle kurulmu?tu. Yang?n ç?kt??? haberini alan Tulumbac?lar, tulumba sand???n? omuzlad?klar? gibi yang?n yerine ula??r, kuyulardan tulumba yard?m?yla su basarak, yang?n? söndürmeye çal???rlard?. ??te yukar?da güftesini verdi?imiz türküde geçen sand?k sözcü?ü bu sand?kt?r. Verilen bu bilgilerin ?????nda türkünün güftesi bir daha gözden geçirildi?inde türkünün asl?nda bir tulumbac? ya da bugünkü deyimiyle bir itfaiyeci türküsü oldu?u anla??lacakt?r ki çok ilginçtir. Dünyada bu türkünün bir benzerinin olup olmad??? ara?t?r?lmal?d?r.

     Serhat Türküsü olarak bilinen Hicaz makam?, Aksak usulündeki türkünün ilk dörtlü?ünün güftesine göz atal?m.

 

Yine de ?ahlan?yor aman kolba??n?n yand?m da k?r at?

Görünüyor yand?m aman bize serhat yollar?

Davullar çals?nlar aman cengi cengi de harbiyi

Görünüyor yand?m aman bize serhat yollar?

 

     Serhat sözcü?ü Osmanl? ?mparatorlu?u döneminde iki devleti ay?ran s?n?r boyu için kullan?lm??t?r. O dönemlerde serhatlarda kontrolü sa?lamak Kolluk olarak bilinen örgütlerin göreviydi. Osmanl? ?mparatorlu?unda sosyal ya?am? düzenleyen, koruyan, suçlular? yakalay?p cezaland?ran örgüte Kolluk denilmi?tir. ??leri Ases ve Suba?? denilen zabitler yürütür amirleri de Kolba?? olarak bilinirdi. Günümüzde kulland???m?z Karakol sözcü?ü de buradan gelmektedir. Türkünün güftesi bize, bir s?n?rda kurulu kollu?u, kolba??n? ve serhat yollar?nda yani s?n?r boyunda bir sava? haz?rl???n? anlatmaktad?r.

     Geleneksel Türk Sanat Müzi?i’nin son dönem bestecilerinden olan Saadetin Kaynak’?n Civelek ismiyle bilinen bir U??ak makam?nda eseri vard?r. Güftesi a?a??dad?r:

 

Bu gece dü?ün dernek

Binbir geceden örnek

Sevi?enler bu gece civelek

Bir çiçek bir kelebek civelek

Bu gece mutlu gece

Vur patlas?n e?lence

Dirlik düzenlik olsun civelek

Sevi?en iki gence civelek

Bu gecenin ad?na

Doyulur mu tad?na

Sevi?enler bu gece civelek

Bir çiçek bir kelebek civelek

 

Bu gece mutlu gece

Vur patlas?n e?lence

Dirlik düzenlik olsun civelek

Sevi?en iki gence civelek

    

     Yukar?daki güftede s?k yinelenen Civelek sözcü?ü, Osmanl? ?mparatorlu?u döneminde tüysüz, genç Yeniçeri neferleri için kullan?l?rd?. Bunlar yüzlerine nikab takmadan soka?a ç?kamazlard?. Hatta bu gençlere laf atan ve sark?nt?l?k yapan erkekler, bir kad?na sark?nt?l?k yapm?? say?l?r ve a??r cezalara çarpt?r?l?rlard?. Tarihte civeleklerin k?z gibi giydirilip, oynat?ld???na ili?kin bilgilere s?k rastlanmaktad?r. Acaba rahmetli Saadettin Kaynak’?n bu eserindeki civelek sözcü?üyle ne anlat?lmak isteniyor? Bir dü?ün ya da e?lencede, k?z k?l???na sokulmu? iki genç erkek oynat?l?yor olmas?n? Sevi?en iki gence civelek dizesinde iki gençten birinin bayan olmas?n? umal?m.

     Bu bölümü son örne?imizle noktalayal?m. Oyun havas? olarak da kulland???m?z bir türkünün güftesi ?öyledir:

 

H?kk?d?k tuttu da beni

Tuttu da kuruttu ben

Seni gidi zalimin k?z?

Gitti de unuttu beni

    

     Osmanl? ?mparatorlu?u döneminde kad?nlar? ve k?zlar? kötü yola itip, fuhu? yapt?rtarak s?rtlar?ndan para kazanan erkeklere Teres denilmekteydi. Mahallenin erkeklerine, yine mahallenin k?zlar?n? ayarlayan, yani günümüzde kulland???m?z argo tabiriyle çöpçatanl?k yapan erkek ve kad?nlara da Gidi derlerdi. Yukar?daki güftede yer alan Seni gidi zalimin k?z? dizesindeki gidi sözcü?üne dikkat edelim. Bu ba?lamda eskiden bir de deyim yerle?mi?ti dillere. Gidilik Etmek! Bugün böyle ki?ilere Pezevenk deniyor. Bu türkünün halen Türkiye Radyo Televizyon Kurumu dâhil birçok radyo ve televizyonda çal?nd???n? unutmayal?m. Durumun sa?lamas?n? yapmak için Re?at Ekrem Koçu’nun Tarihte ?stanbul Esnaf?[6] isimli kitab?ndan ald???m?z ve kollukta falaka cezas?na çarpt?r?lm?? biri için yaz?lm?? bir ?iiri örnek gösterebiliriz. ?iiri son yeniçerilerden Çardak Kollu?u Çorbac?’lar?ndan halk ?airi Galatal? Hüseyin A?a yazm??:

 

Kolluk divan?n?n vakti ikindi

Bir sarik tutuldu dediler ?imdi

Getirin göreyim nerede o gidi

Bir taze yi?itmi? zeberdest feta

 

OSMANLICA B?LMEN?N GEREKL?L???

     Öncelikle ?unu belirtmek gerekir ki Osmanl?ca bilmek demek, yaln?zca eski harflerle kaleme al?nm?? metinleri okuyabilmek demek de?ildir. Osmanl?ca; Arapça, Farsça ve Türkçenin kar???m? olan bir dildir. Metin ya da ?iir çözümlemeleri yaparken sözcükleri do?ru okumak, sözcüklerin anlamlar?n? bilmek, çokanlaml? ya da e?anlaml? sözcüklerin do?ru kullan?m?n? ya da yanl?? kullan?m?n? ayr?msayabilmek, sözcüklerin dönemden döneme ayr? anlamlarda da kullan?labildi?ini unutmamak gereklidir. Bu çal??malar? yapacak ki?inin de edebiyat? ve tarihi birlikte dü?ünmesi ?artt?r. Bu bilgiler ?????nda örneklerimizi sürdürelim.

     Matbaan?n olmad??? dönemlerde el yazmalar? kitaplar yine elle yaz?larak ve düzeltilerek ço?alt?l?r, bu i?e de istinsah etmek derlerdi. Eskiden nota olmad??? için me?k yoluyla ö?renilen Geleneksel Türk Sanat Müzi?i eserlerinin güfteleri yaz?l?r unutulmamas? sa?lan?rd?. El yazmas? bu kitaplara da Güfte Mecmuas? ismi verilirdi. Rahmetli hocam, türkülog ve edebiyat tarihçisi Halil Erdo?an Cengiz’den dinlemi?tim. Birinin istinsah etti?i bir güfte mecmuas?, hocam?n eline geçmi?. Bu güfte mecmuas?n? istinsah eden yazar, bir eserin ba??na:

 

 

Güfte: Nedîm

Beste: Lâedri Efendi

     Yazm??. Osmanl?cada s?k kullan?lan Lâedri, bir Arapça sözcük olup, kim oldu?u belli de?il, kim oldu?unu bilmiyorum anlam?nda kullan?lmaktad?r. Güfte mecmuas?n? istinsah eden ki?i büyük olas?l?kla, kopyalad??? mecmuan?n as?l nüshas?nda, söz konusu eserin ba?l???n? ?öyle görmü?tü:

Güfte: Nedim

Beste: Lâedri

     Mecmuay? istinsah eden ki?i Lâedrî sözcü?ünü bestecinin ismi sanm??. Yaln?zca Osmanl?ca okuyup yazman?n yetmedi?ine, sözcüklerin anlam?n? da bilmenin, ara?t?rman?n gereklili?ine güzel bir örnektir.

     Tanburi Cemil Bey’in yazd??? ve ilk bask?s? 1318 Hicri tarihinde yap?lan Rehber-i Mûsikî isimli eser, 1993 y?l?nda M. Hakan Cevher’in yeni harflerimize aktar?m?yla Ege Üniversitesi Devlet Türk Mûsikîsi Konservatuvar? Yay?nlar? aras?nda dokuzuncu kitap olarak bas?ld?. Kitapta hem orjinal bask? hem çevirisi bir arada bulunmaktayd?. Kitab? inceledi?imde say?lamayacak kadar çok hata gördüm ve düzeltmelere ba?lad?m. Amac?m bu konuyu bir makale olarak yay?nlamakt?. Ancak yakla??k iki hafta sonra, yapt???m düzeltmelerin boyutunun, yeni bas?lan kitab?n boyutlar?n? a?t???n? gördüm. Yapt???m çal??may? b?rak?p, ?öyle dü?ündüm: “Tümüyle düzeltmeye u?ra?aca??ma, bu kitab? bir de ben çevirip, yay?mlayay?m. Hiç olmazsa çal??t???ma de?sin”. Çal??may? yapt?m ancak kitab? bast?ramad?m. Kitapta rastlad???m hatalar?n en ilginç olan?na bakal?m ?imdi. Kitab?n ilk sayfas?nda ?u cümle bulunmakta.... Bu te’sîrlere göre savt-? mûsikînin üç sengini tefrîk edebiliriz: 1- ?iddet 2- ?rtifa’ 3- T?nnet.....

     Seng sözcü?ü Arapça ta?, ta? gibi a??r anlamlar?na gelir ki alt? zamanl? Yürük Semâ’î usulünün a??r mertebesine bu nedenle Sengin Semâ’î ismi verilmi?tir. Oysa kitab?n orjinalinde seng sözcü?ü yerine s?nf sözcü?ü yaz?lm??t?r. Yani Tanburi Cemil Bey, sesin özelli?ini üç s?n?fa ay?r?yor. Osmanl?ca yaz?mda s?nf ve seng sözcükleri birbirine o kadar benzer ki e?er cümlenin anlam? dü?ünemezseniz bu tür hatalar? yapman?z kaç?n?lmazd?r. M. Hakan Cevher’in yeni harflerimize aktar?m çal??mas?nda, buna benzer yirmi kadar hataya rastlamam ve bu kitab? da i?inin ehli oldu?u dü?ünülen bir konservatuvar?n basmas? etnomüzikoloji için facia bir durumdur.

     Verece?imiz son örnek de Leng sözcü?ü ile ilgili. Sözcük Farsça olup, aksak, topal anlamlar?na gelmektedir. 1336-1405 y?llar? aras?nda ya?am?? ve Büyük Timur ?mparatorlu?u’nu kurmu? olan Aksak Timur’a, Timur-leng de denir. Çünkü Timur, bir baca?? di?erinden k?sa oldu?undan aksayarak yürümekteydi. Ayr?ca Geleneksel Türk Sanat Müzi?i’nin küçük usullerinden olan, 10 zamanl? ve 6 darbl? Leng-Fahte usulü bu nedenle Aksak Fahte olarak da bilinir.

 

SONUÇ

     Halk Müzi?imiz ve Geleneksel Türk Sanat Müzi?imiz; geleneksel na?melerimizin, tarihimizin ve edebiyat?m?z?n bir mükemmel bile?imidir. Tarihimizi gerek askeri gerekse kültürel tarih boyutlar?yla kavramak, Osmanl? halk?n?n gündelik ya?ay?? ve zevklerinden haberdar olup, edebiyat?m?z? hakk?yla özümsemek, güfteli eserlerimizi tam anlam?yla anlamak ve çözümlemek yolunda elimizdeki tek anahtar olacakt?r. Sözünü etti?imiz tarih ve edebiyat bilgilerine ula?abilmenin en sa?lam yolu da Osmanl?ca bilgisinden geçer. Unutmayal?m ki önümüze Osmanl?ca’dan çeviri diye konulan kaynaklar?n ço?unda ciddi hatalar olabilmekte ve bu kaynaklardan yararlananlar ayr?m?na varmaks?z?n önemli yan?lg?lara dü?ebilmektedirler. Bu nedenle Osmanl?ca metinleri ilk elden taramak, çal??malar?n güvenilirli?ini üst düzeye ç?karacakt?r.

     Yukar?daki verdi?imiz örneklerde; tarihimizin, edebiyat?m?z?n ve geleneksel müziklerimizin ne denli içiçe oldu?u konusunda bir fikir verilmeye çal???lm??t?r. Ad? üzerinde verilenler yaln?zca örnektir ve bu çal??ma için abart?l? gibi görünse de özenle seçilmi?lerdir. Bu örneklerin ço?alt?labilmesi, dü?ülebilecek hatalar?n asgariye çekilebilmesi ve etnomüzikolojik çal??malarda kalitenin artt?r?labilmesi; yo?un tarih, edebiyat ve müzik bilgisiyle donanm?? etnomüzikologlar?n çal??malar?na ba?l?d?r. Artmas? dile?iyle.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Son Güncelleme (Perşembe, 26 Haziran 2008 21:55)

 
Kullanıcı Girişi