|
Keman Virtuozumuz Haydar Tatlıyay
Etem Ruhi Üngör
Haydar Tatlıyay 1890 yılında Drama'da klarnet çalan bir babanın ve keman çalan bir annenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Hatta onun dededen gelen bir kemanlık geleneği bulunmaktadır.
Daha küçük yaşta (7-8 yaşlarında) eline aldığı keman ile pek genç yaşında piyasaya atılmıştır. Keman hocası “Dadaş İbrahim” isimli bir kemanidir. Uzun yıllar çeşitli yerlerde, piyasada çalışmış ancak musiki eğitimi dahi alamadığından ve dolayısıyle nota bilmediğinden tabiatın kendisine bahşettiği üstün kabiliyete rağmen sanatın dar çerçevesinden kurtulamamıştır. Bu konuda merhum Neyzen Burhanettin Ökte şöyle yazmıştır:
“Haydar Tatlıyay yanlış bir ülkede dünyaya gelmıştir. Türkiye yerine İtalya'da doğsa ve sağlam bir konservatuııar tahsili görseydi hiç şüphesiz bütün dünyada -Paganini tekrar dünyaya geldi- dedirtirdi.”
Kemani Cevdet Çağla da onu şöyle değerlendirmiştir:
“Son devrin Türk musikisi alanında yetişmiş olan kudretli bir keman icracısı, aynı zamanda bestecilik sahasında da Türk musikisi repertuvarına kazandırdığı, zengin ve renkli saz eserleri ve şarkıları ile de haklı bir şöhretin mümessili olmuştur. Taksim ve bestelerinde Arap çöllerinden Balkan dağlarına kadar Şark'ın sihirli ve hülyalı nağmelerini bizlere sunan kudretli, sanatkâr parmakları ve tatlı sohbetlerini unutmak mümkün mü?”
Ünlü ve değerli bestekarımız Zeki Arif Ataergin, kardeşi kemani Dr. Sadi Ataergin'in henüz keman öğrenmeye başladığı yıllarda kendisine: “Eğer kemanı ilerletmek istiyorsan Kemani Haydar'ı dinle” demiştir.
Üstün icrasını yani virtuozite vasfının sadece Allah vergisi olmadığını, icrası çok güç eserler karşısında azim, sabır ve inatla çalıştığına bizzat şahit olmuş bulunan Yesari Asım Arsoy da onun çalışma azmini bana şöyle nakletmiştir:
“İcrası güç bir parçayı bir defa çalarım, olmazsa iki defa, 5 defa, 10 defa veya
daha fazla çalanm, olana kadar çalarım. O parça muhakkak olacaktır!...”
Haydar Tatlıyay, annesi ve babasının ölümünden sonra iki kız kardeşiyle yalnız kalarak geçim sıkıntısına düşmüş ve “Mübadele” yılları sırasında (1923) hayatını dış diyarlarda sürdürmek hayali ile Pire limanından Mısır'a gitmek üzere bir vapura biner ve nedense, vapur Çanakkale'ye yanaşınca vapurdan iner. Parasız pulsuzdur. Bir kahvede iş bulur. Orada çalışma esnasında kahvecinin duvarda asılı duran kemanını eline alıp çadığında kahveci ve
müşteriler hayret ile takdir duyguları içinde dinlerler... Sonra bir müddet kahvede müzikli günler yaşanır. Bu sıralarda kahve müşterilerinden bir motor kaptanı ile tanışır. Kaptan izmir'e buğday taşımaktadır. Ani bir kararla bu motora atladığı gibi kendini izmir'de bulur. Artık Türkiye piyasalarında kemanı ile hayatını kazanmaya başlamıştır.
Kemanda zirveye tırmanma yollarının İzmir'de çalıştığı yıllar olduğu söylenir. Orada Salhane Gazinosu ile Hovsep Tabuk'un Hava sokağındaki gazinosunda Kanuni Fethi ve bestekar Selanikli Udi Ahmet ile çalışmıştır. O zamanın ünlü sanatkarlarından Kemani Ethem Bey'den de epeyce yararlanmıştır.
Daha sonraları İzmir'den ayrılarak pek çok Arap ülkelerinde başta Beyrut, Şam, Halep ve Kahire olmak üzere kemanı ile hayatını oralarda kazanmıştır. Mısır'da beş yıl kalarak iki defa Abdülvahap'a refakat etmiştir. Bu sıralarda zamanın ünlü kemanisi Sami Şevva ile olan anısını Yesari Asım Arsoy'dan şöyle dinlemiştim:
“Haydar Tatlıyay bu ünlü kemani ile tanışmak arzusundadır. Onun bir konserine gider. Konserin bitiminde perdenin kapanması akabinde ilgili müstahdemden rica ile Türkiye'den geldiğini ve kemani olduğunu, onunla tanışmak istediğini Sami Şevva'ya söylemesini ister. Müstahdem, Arap kemaniye: “Türkiye'den gelmiş bir kemani sizinle görüşmek istiyor” deyince o: “Ne? Türkiye'den mi?” diye söylenir ve kemanını kutusuna yerleştirerek başı ile olumsuz işaret yapar ve çıkmak için kapıya yönelince onu perde arasından gözleyen Haydar Tatlıyay durumu şöyle anlatır: “Baktım adam gidiyor, derhal kutusundan kemanımı çıkarıp kuvvetli bir yay çektim. Adam bir iki adım atmıştı ki durdu. Sen misin duran, bir de aşağıdan yukarıya yay çektim, adam döndü bana baktı; artık başarmıştım. Başladım varyasyonlara. Adam Türk kemaninin ne olduğunu anlamıştı ki bana doğru gelmeye başladı. Yanıma gelince durdu ve elini omuzuma koyarak: "Bravo, iyi çalıyorsun" dedi ve böylece burnu havadaki büyük kemani ile tanışmış oldum.”
Nurettin Ünen onun hakkında yazdığı bir yazısında şöyle bir olay anlatmaktadır: “Haydar Tatlıyay” Atatürk ile ilk defa 1. Dünya Savaşı yıllarında askerlik yaptığı Gazze'de 1917 yılında tanışmıştır. O zaman Gazi Mustafa Kemal 36, Haydar Bey 27 yaşındadırlar. Haydar Tatlıyay'ın orada kemanını dinleyen Atatürk çok beğenir ve ona bir hediye vermek ihtiyacını duyarak: “Yanımda yirmiyedi buçuk liram var. Bununla kendine iyi bir keman al” der. 0
da askerlikten sonra bu para ile iyi bir keman alır. İşte bu Atatürk'ün hediyesi olan keman sonra iki kaza geçirir. Biri 1948 yılında Ankara'da Marmara Gazinosu'nda çalışırken müşteriler arasında çıkan bir kavgada havada uçuşan bir maddenin çarpması ile keman bir yara almış ve sonradan tamir edilerek çalınır hale getirilmiştir.”
Haydar Tatlıyay Arap ülkelerinden sonra Balkanlar'da ve özellikle Bükreş, Belgrad, Atina, Viyana ve Berlin gibi büyük şehirlerde de kemanı ile hayat kazanmıştır. Daha sonra da İstanbul'un çeşitli gazino, gece kulübü ve çeşitli lokallerinde çalışmış ve 1950-1960 yılları arasında İstanbul Radyosu'nda saz eserleri programları yapmıştır. Bir virtuozite ile çaldığı keman ile Türk musikisi alanında “Saz eserleri” icrakarı (çalıcısı) olarak sanat çevrelerinde dikkat çekmiş ve takdir kazanmıştır. Bu radyo programlarında genellikle kendi eserlerinden oluşan “icrası zor” eserlerde, aynı derecede sazına hakim arkadaşı Udi İzzet Altınbaş kendisine refakat etmiştir.
Haydar Tatlıyay üstün değerdeki icrakarlığı yanında şarkı ve saz eseri bestekarlığı da yapmıştır. 100 civarındaki saz eserlerinden 88 adetinin notası yayımlanmıştır. 100'e yakın da şarkı bestelemiş olup, bunlardan tesbit edebildiğim 72 adetinin listesi yazımın ekinde sunulmuştur. Ayrıca 1960'lı yılların başlarında doldurduğu birkaç taş plağı da bulunmaktadır.
Haydar Tatlıyay saz eserleri bestelerinde popüler makamlardan 24 çeşit makam kullanmış olup bunların içinde en fazla 10 adet olarak Hicaz ile Nihavend'i ve 8'er adet olarak da Hicazkar, Kürdilihicazkar ve Rast makamını tercih etmiştir.
Şarkılarında ise kullandığı makam çeşitliliği daha azalarak 13 çeşit görülüyor. Şarkılarında en çok kullandığı makam 14 adet ile Uşşak, 13 adet ile Rast ve 12 adet ile de Hicaz gelmektedir. En ünlü ve değerli iki şarkısından Hicaz “Hicran-ı elem açtı yine sinede yare” ile Uşşak “Ömrümün gülüsün gül ki güleyim” eserleri bilhassa kayda değerdir. Bu Hicaz şarkısını kendisinin de ne kadar beğendiği ve onunla adeta özdeşleştiği şu yaşanmış olaydan da açıkca anlaşılmaktadır:
Tahminen 1960'lı yıllardan bir gün Columbia ve Sahibinin Sesi plak firmalarından birinde Haydar Tatlıyay ile Refik Fersan karşılaşırlar. Haydar Tatlıyay Refik Bey'e kendisini şöyle tanıtır: “Bendeniz Hicran-ı Elem bestekarı Haydar” der. Refik Bey'in ağır işitmiş olmasından mı olacak “Hicran-ı Elem” kelimelerini “hastalık” gibi bir şey anlayarak cevaben: “Ya, efendim geçmiş olsun” diye cevap verir. Şimdi burada dikkate çarpan şeyin Haydar Bey`in kendisini bir şarkısı ile takdimi şeklidir.
Haydar Tatlıyay sosyal hayatında da bir rekor sahibidir ki tam 14 evlilik yapmıştır. Son evliliğini de 1948 yılında Makbule Tatlıyay ile yapmıştır. Daha önceki evliliklerinden birinden şimdi 70 yaşlarında olabilen Perihan Tür isminde bir kızı ile diğer bir başka evliliğinden de şimdi 55 yaş civarında da Lem'i Tatlıyay adında bir oğlu bulunmaktadır. Son eşi olan Makbule hanım merhuma büyük bir vefa örneği göstererek elde mevcut eserlerinin notalarını hatıralarla süsleyerek bir kitap halinde yayımlamıştır. Yine kendisinde bulunan ses kayıt bandlarını da “Kalan Müzik”e vererek hiç bir yerde kayıtları bulunmayan bu eserleri ölümsüzleştirmiştir.
Merhumun vefalı eşi Makbule Tatlıyay, Haydar Tatlıyay'dan kalan üç değerli kemanlardan Atatürk'ün hediyesi olanını “Konya Atatürk Evi Müzesi”ne, diğer ikisini de “Konya Mevlana Müzesi”ne hediye etmiştir.
1 Kasım 1963'de vefat eden Haydar Tatlıyay, İstanbul Zincirlikuyu mezarlığında medfundur.
|